İngilizce Kelimeler

40 terms by sanirimbuyok

Create a new folder

Advertisement Upgrade to remove ads

genelde kullanılan ve benim hatırlamakta zorlandığım kelimeleri yazacağım

up to now

Şimdiye kadar.

For , since, so far, up till now, untill now ile kullanıldığında present perfect tense geçmişte başlayıp içinde bulunduğumuz ana kadar devem etmekte olan bir eylemden bahsetmek için kullanılır.

Örn:She has done great work up to now. I think she will be promoted soon.
Harika iş çıkardı şimdiye kadar. Sanırım yakında terfi ettirilecektir.

Since

prep. from a time in the past until now ("I have known her since we went to school together.")

"-den beri" anlamındadır. Pres. perf. tense (have/has V3) ile çokça kullanılır(geçmişte başlayan bugüne değin sürmüş işlerin zamanıdır).

Örn:
- I have been here since 9 o'clock.
- I haven't seen my uncle since 1990.
- I have liked science-fiction films ever since I was a child.
- I have met many new friends since I came here.
- The telephone has rung six times since this morning.

Present Perfect Tense (have/has V3)

a) Present perfect tense, geçmişte, belirsiz bir zamanda, yapılmış ya da hiç yapılmamış bir eylemi ifade ederken kullanılır. Eylemlerin ne zaman yapıldığı Present Perfect Tense?de önemli değildir ve belirtilmez. Eğer geçmişte belirli bir zaman belirtilmesi gerekiyorsa, ya da eylemin ne zaman yapıldığı belirtilmek isteniyorsa, Simple Past Tense kullanılır.

b) For , since, so far, up till now, untill now ile kullanıldığında present perfect tense geçmişte başlayıp içinde bulunduğumuz ana kadar devem etmekte olan bir eylemden bahsetmek için kullanılır.

c) The present perfect tense geçmiş ve şimdiki zaman arasında, kesin zamanlar belirtmeksizin, tekrarlanmış olan eylemlerden bahsederken kullanılır.

d) Bahsedilen zaman dilimi henüz bitmemiş ise present perfect tense kullanılır.

e) Present perfect tense çok kısa bir süre önce tamamlanmış,geçerliliğini hala koruyan eylemleri ifade etmek için kullanılır.

Örn: a)
? They have moved to a new apartment. They moved there last week.
? I have washed the car. (It is clean now!)
? I have never seen such a big building. (All my life)
? I have met Bill's wife. I met her at a party last night.
? Have you ever eaten at that restaurant yet?
? I think I have seen that girl before.

b)
? I have been here since 9 o'clock.
? They have been married for 25 years.
? I have has this old car for 10 years.
? She has done great work up to now. I think she will be promoted soon.
? I haven't seen my uncle since 1990.
? Janet has been very busy with the new project for the last three months.
? I have liked science-fiction films ever since I was a child.

c)
? I have seen that movie four times.
? I have met many new friends since I came here.
? How many times have you been to France?
? The telephone has rung six times since this morning.
? The scientists have made many important inventions since 1900s.

d)
? I haven't seen Tom this morning. (It's still this morning)
? My grandfather has written many novels. (He is still alive and writing novels)
? It has rained a lot this year.
? Jane hasn't called me today.

e)
? I have just eaten a sandwich. ( I am not hungry now)
? Ouch! I've cut my finger. It's bleeding.
? My boss has gone to London. (He is there now)
? The robbers have been put into the prison. (They are in prison now.)

subjective pronouns

Özne Zamirleri
I - Ben, You - Sen, He/She/It - O, We - Biz, You - Siz, They - Onlar

Objective Pronouns

NESNE ZAMİRLERİ

me - beni
you - seni
him - onu (erkekler için)
her - onu (bayanlar için)
it - onu
us - bizi
you - sizi
them - onları

POSSESSIVE PRONOUNS

SAHİPLİK/İyelik (POSSESSIVE PRONOUNS) ZAMİRLERİ

Bu zamirler, sahiplik bildirir ve nesnelerden önce kullanılır.

My - benim
Your - senin
His - onun (erkekler için)
Her - onun (bayanlar için)
Its - onun
Our - bizim
Your - sizin
Their - onların

PREPOSITIONS

EN SIK KULLANILAN EDATLAR:

Edatlar (Prepositions) İngilizce'de nesnelerden önce gelerek fiil ve özne/nesne arasında bağlantı kurmaya yarayan kelimelerdir. Örneğin Türkçe'deki ismin -de hali (bulunma), -den hali (ayrılma), -i hali, -e hali (yönelme) gibi durumlar İngilizce'de (Prepositions) denilen edatlarla sağlanır. Belli başlı edatlar nelerdir?

ABOUT (hakkında, yaklaşık)

We talked about you. (Senin hakkında konuştuk.)

There are about ten million people living in Istanbul. (Istanbul'da yaşayan yaklaşık on milyon insan var.)

AFTER (-den sonra, ardından)

After you (senden sonra)

After ten o'clock (saat ondan sonra)

AT (-de/da, -e/a)

At two o'clock (saat ikide)

Look at me (bana bak.)

At cinema (sinemada)

BEFORE (-den önce)

Before him (Ondan önce)

Before three o'clock (saat üçten önce)

BETWEEN (arasında)

Between you and him (senin ve onun arasında)

Between February and May (Şubat ve Mayıs arasında)

FROM (-den/dan)

From Istanbul (İstanbul'dan)

IN (-de/da, -in içinde)

In Istanbul (İstanbul'da)

In the house (evde)

INTO (-in içine doğru, -e doğru)

Caome into house (eve gir)

OF (-ın/in)

the front of the house (evin önü)

ON (-in üzerinde)

The cat is on the table. (Kedi masanın üstündedir.)

OVER (üzerinde- dokunma yok)

The plane is over the city. (Uçak şehrin üzerinde.)

TO (-e/a, -e doğru)

To Istanbul (İstanbul'a)

I am going to Istanbul. (Ben İstanbul'a gidiyorum.)

UNDER (-in altında)

He is under the tree. (O, ağacın altında)

WITH (ile)

Come with me. (Benimle gel)

Go with him. (Onunla git)

WITHOUT (-siz, -sız)

Without you (sensiz)

ADJECTIVES

SIFATLAR (ADJECTIVES)

İsimleri niteleyen sözcüklere sıfat (adjective) denir. Sıfatlar genel olarak isimlerden önce gelir ve ismin rengini tadını kokusunu ve durumunu bildirir.

He is an intelligent student. (O, zeki bir öğrencidir.)

She is a pretty girl. (O, güzel bir kızdır.)

İngilizce'de sıfatlar genellikle sonuna aldıkları eklerle tanınabilir. Belli başlı sıfatlar aşağıda verilmiştir:



-al:

typical (tipik), special (özel), international (uluslararası), industrial (endüstriyel), mental (zihinsel), physical (fiziksel), general (genel)



-ant:

pleasant (hoş, samimi, memnun), significant (önemli), tolerant (hoşgörülü), variant (varyant, değişiklik gösteren)



-ent:

different (farklı), patient (sabırlı), sufficient (yeterli), excellent (harika), frequent (sık)



-ous:

serious (ciddi), anxious (endişeli, kaygılı), nervous (sinirli, gergin), dangerous (tehlikeli), obvious (apaçık, açık, belirli), famous (meşhur), conscious (endişeli)



-ic:

horrific (korkunç) , democratic (demokratik), scientific (bilimsel), platonic (platonik), sympathetic (sempatik), basic (temel)



-y:

dirty (kirli), dusty (tozlu), messy (dağınık), noisy (gürültülü), sandy (kumsal), stony (taşlı), rocky (kayalık), healthy (sağlıklı), hungry (aç), angry (sinirli)



-ive:

active (faal, hareketli), passive (pasif), attractive (çekici, cazibeli), expensive (pahalı)



-able:

comfortable (rahat), enjoyable (eğlenceli, neşeli), fashionable (modaya uygun)



-ible:

possible (mümkün), horrible (korkunç)



-ful:

useful (faydalı), careful (dikkatli), beautiful (güzel), skilful (becerikli), grateful (memnun), faithful (inançlı)



-less:

useless (faydasız, yarasız), careless (dikkatsiz), breathless (nefessiz)



-ed:

bored (canı sıkılmış, bıkkın, usanmış), tired (yorgun), surprised (şaşırmış), worried (endişelenmiş), confused (kafası karışmış), excited (heyecanlı)



-ing:

interesting (ilgi çekici), boring (sıkıcı, usandırıcı), tiring (yorucu), surprising (şaşırtıcı), worrying (endişelendirici), confusing (kafa karıştırıcı), exciting (heyecan verici)


Yukardaki tabloda verilenlerin dışında her hangi bir ek almadan kullanılan sıfatlar da vardır:

good (iyi), fast (hızlı), pretty (güzel), big (büyük), small (küçük), tall (uzun), great (büyük), long (uzun), large (geniş), hard (sert, zor) gibi sıfatlar bunlara örnek verilebilir..

ADVERBS

ZARFLAR (ADVERBS)

Zarflar eylemleri niteleyen sözcüklerdir. Eylemlerin nasıl yapıldığı veya nasıl olduğu hakkında bilgi veren sözcüklerdir. Zarflar genellikle sıfatlardan türerler.

Dikkat: Zarflar fiilleri (yüklemi) niteler; sıfatlar isimleri niteler..

Zarflar konuşmanın bir parçası olup bir şeyi nasıl yaptığınızı söylemenizi sağlar. Profesör Smith Rusçayı sıradan bir yabancı gibi konuşmaz, aynı zamanda akıcı olarak konuşur. Zaman zarflarının çoğu sıfatın sonuna -ly eklenerek elde edilir. Perfectly zarfı perfect sıfatı ve fluently zarfı fluent sıfatına bağlıdır.

easy (adj.) - kolay (sıf.)
easily (adv.) - kolaylıkla (zarf.)

beautiful (sıfat) güzel

beautifully (zarf) güzelce, güzel bir şekilde

careful (sıfat) dikkatli "He is a careful one." (O, dikkatli birisi.)

carefully (zarf) dikkatlice "He walks carefully." (O, dikkatle yürüyor.)

good (sıfat) iyi "He's a good person." (O, iyi birisi.)

well (zarf) iyi bir şekilde "She sings well." (O, iyi şarkı söyler.)

Hem sıfat hem zarf özelliğine sahip sözcükler de vardır.

fast (sıfat) hızlı "He is fast." (O hızlı)

fast (zard) hızlı bir şekilde "He runs fast." (O hızlı koşar)

Zarflar genellikle cümlenin sonuna veya fiillerden hemen sonra getirilir.

He studies English diligently. (Harıl harıl ders çalışıyor.)

I get up early in the mornings. (Sabahları erken kalkarım.)

He plays football very well. (Futbolu çok iyi oynar.)

Fast düzensizdir. Zarf hali ile sıfat hali aynıdır.
The teacher speaks fast.

Quickly ve slowly, quick ve slow sıfatlarının zarf halidir.
The rabbit runs quickly. - Tavşan hızlı koşar.

The turtle walks slowly. - Kamplumbağa yavaş yürür.

Mary speaks quickly.- Mary çabuk konuşur.

diligently

Harıl harıl

Örn: He studies English diligently. (Harıl harıl ders çalışıyor.)

COUNTABLE/UNCOUNTABLE NOUNS

İngilizce'de isimler sayılabilir (countable) ve sayılamaz (uncountable) diye iki gruba ayrılır. Bunlardan sayılabilir isimler tekil (singular) ve çoğul (plural) halde kullanılabilirler.. Sayılamaz (uncountable) isimler ise daima yalın olmak zorundadır.

SAYILABİLİR (COUNTABLE) İSİMLERDEN ÖRNEKLER:

bottle (one bottle, three bottles)
child (one child, two kids)
computer (one computer, three computers)

Sayılabilir isimleri sayılarla ifade edebiliriz.

BAZI SAYILAMAYAN (UNCOUNTABLE) İSİMLER:

milk
water
hair
money
bread
coke
coffee
air
weather
cake

Sayılamayan isimler yalın halde olurlar; örneğin bir bardak su veya bir dilim ekmek gibi ifadelerle kullanılabilirler:

a bottle of milk (bir şişe süt)
a glass of water (bir bardak su)
a slice of bread (bir dilim ekmek) gibi...

SIMPLE PRESENT TENSE

, tells about something that is always true (State present) or about an actin that happens again and again (habitual present), or to create drama and excitment in historical text (Historical present), or it can be used with something that you are certain will happen in a close future (.......with future reference)

A. STRUCTURE:
Özne + Fiil + Nesne/Zarf
Subject + Main Verb(+s) +Object

KULLANIM

Simple Present (Geniş Zaman), içinde bulunulan anı ifade etmek için kullanılabilir.

I work in Istanbul. (İstanbul'da çalışırım - hala İstanbul'da çalışmaktayım, çalışıyorum.)

Simple present ile alışkanlıklar ve her gün yapılan işler ifade edilebilir. Bu tür cümlelerde genellikle sıklık zarfları (always, usually, generally etc) kullanılır.

She often goes to work late.
The child usually drink milk before going to bed.

Bilimsel gerçekleri ve doğruluğu kanıtlanmış genellemeleri bu tense ile ifade ederiz.

Water freezes at 0 C. (A scientific fact) (Su 0 C'de donar.)
Water boils at 100 C. (Su 100 C'de kaynar.)

Ayrıca, "I think, I believe" (sanırım, inanıyorum ki) gibi ifadeler geniş zamanda kullanılabilir.

I think you are a hardworking student. I know you're right.
Gelecekle ilgili veya gelecekte yapılması planlanmış durumlarda kullanılabilir veya gelecekle bağlantılı cümlelerde geniş zaman kullanabiliriz.
Şimdiki zamanda kullanılmayan "Non-Progressive Verbs" dediğimiz fiiller vardır. Bu fiiller, geniş zaman ile kullanılabilir. "Like, taste, believe, sound, feel, hear, remember, weigh, smell, love, look, seem, appear, mind, expect, suppose, realize, forget, want, dislike, prefer" gibi fiiller şimdiki zamanda kullanılmayan ancak geniş zamanda kullanılabilen Non-Progressive Fiillerdir.

I don't believe you.

I love you.

13 TENSES IN ENGLISH

The Simple Present Tense: Bu tense ile genelde yapılan işler, alışkanlıklar ve bilimsel gerçeklikler ifade edilir.

The Simple Past Tense: Geçmişte belirli bir zaman diliminde yapılan eylemleri anlatmak için kullanılır.

Future Tense: Gelecekle ilgili şuan verilen kararları ve tahminleri ifade ederken bu "tense" kullanılır.

The Present Continuous Tense: Şuan (içinde bulunduğumuz anda) yapmakta olduğumuz eylemleri anlatmak için kullanılır.

The Past Continuous Tense: Bu "tense"i geçmişte belli bir noktada yapmakta olduğumuz eylemleri anlatırken kullanırız.

The Future Continuous Tense: Gelecekte bir noktada yapıyor olacağınız eylemleri "Future Continuous" ile anlatırsınız.

Future Going to: Gelecekle ilgili planları bu "tense" ile ifade edilir.

The Present Perfect Tense
1) Yakın geçmişte başlayıp sonuçları veya etkileri hala devam eden eylemler için bu "tense" kullanılır.
2) Geçmişte gerçekleşen bir olay zaman vermeden ifade ediliyorsa yine bu "tense" kullanılır.

The Past Perfect Tense: Geçmişte bir eylemden daha önce gerçekleşmiş başka bir eylemden söz ediliyorsa "Past Perfect" kullanılır.

The Future Perfect Tense: Gelecekte bir noktada yapmış veya tamamlamış olacağımız eylemler bu "tense" ile ifade edilebilir.

The Present Perfect Continuous Tense: Bu "tense" ile geçmişte başlayıp şuan hala devam etmekte olan eylemler anlatılır.

The Past Perfect Continuous Tense: Geçmişte bir zaman diliminde başlayıp, yine geçmişte bir noktada biten eylemler bu "tense" ile ifade edilir.

The Future Perfect Continuous Tense: Gelecekte bir eylemi ne kadar zamandır yapıyor olacağınızı bu "tense" ile ifade edersiniz.

Past Perfect Continuous Tense

had been V1+ing

We use the Past Perfect Continuous to show that something started in the past and continued up until another time in the past. "For five minutes" and "for two weeks" are both durations which can be used with the Past Perfect Continuous. Notice that this is related to the Present Perfect Continuous; however, the duration does not continue until now.
Past Perfect Continuous geçmişte başlayıp, yine geçmişte belirli bir zamana kadar devam etmiş olan olayları ifade etmek için kullanılır. Olay geçmişte başlamıştır ve geçmişte başka bir olay gerçekleşmeden önce bitmiştir.

She had been suffering from cancer for ten years before she died.
James had been teaching English at the University for more than a year before he left for Asia.

Note: If you do not include a duration such as "for five minutes," "for two weeks" or "since Friday", many English speakers choose to use the Past Continuous. There is also a difference in meaning.

Simple Future Continuous Tense

Özne + will be + (V1+ing)

The Future Continuous is used to indicate that a longer action in the future will be interrupted. The interruption is usually an action in the Simple Future. This can be a real interruption or just an interruption in time.
Future Continuous, gelecekte belirli bir zamanda devam edecek olayları ifade etmek için kullanılır.

I will be watching TV when she arrives tonight.
I will be waiting for you when your bus arrives.
He will be studying at the library tonight, so he will not see Jennifer when she arrives.

2. The Simple Future is used with the expression "at this time".
Bu tense'de kullanılan, diğer zamanlardan farklı bir özellik de "at this time" ın kullanılmasıdır.

We will be doing homework at this time tomorrow.
I will be travelling to Paris at this time next week.

FUTURE PERFECT TENSE

Özne + will have + V3

The Future Perfect tense is used to refer to a non-continuous action which will be completed by a certain time in the future.
Future Perfect, gelecekte belirli bir zamandan önce tamamlanmış olacak eylemleri ifade etmek için future perfect tense kullanılır.

In September, I will have lived in Malatya for four years.
Thomas will have finished the project by Wednesday.

2. By + noun and by the time + sentence are used to express in Future Perfect.
Future Perfect ile by, by the time, before, in a week, when gibi zaman bağlaçları sıklıkla kullanılabilir.

I will have done my homework by the time he comes.
I will have been awake for 24 hours by 12 o'clock.

FUTURE PERFECT CONTINUOUS TENSE

Özne + will have been + V1ing

The Future Perfect Continuous tense is used to express a continuous, action which will be completed by a certain time in the future.
Future Perfect Continuous, gelecekte bir eylemin olayın ne kadar süre devam etmekte olduğunu belirtmek için kullanılır.

When we arrive in Izmir, we will have been driving for 17 hours.
By the time the match starts, we will have been waiting here for three hours.

THE FUTURE "BE GOING TO"

The Future Going to is used to talk about a future intention when a decision has already been made and also used to talk about future predictions when there is evidence that something is going to happen.

Be Going To'nun "going" ile hiç bir alakası yoktur ve her zaman "be" ile kullanılır. Yapılması önceden planlanmış eylemleri "Be Going To" ile ifade edebiliriz. Ayrıca gelecekte olması kesin bir durumu ifade ederken yine "Be Going To" kullanılır. Ancak, gelecekle ilgili bir durumu tahmin ediyorsak veya tahminde bulunuyorsak, Will veya Be Going To her ikisi de kullanılabilir.

I feel terrible. I think I'm going to faint.
They're going to meet us in the cafe after the lesson

Look at those clouds! It's going to rain.
According to the weather report, it will / is going to be rainy tomorrow.

We are going to meet each other tonight at 6:00 PM. (Plan)
He is going to spend his vacation in Hawaii. (Plan)

The year 2222 is going to be a very interesting year. (Prediction)
A beautiful dinner is going to be made by Sally tonight. (An example for passives)

CONDITIONAL SENTENCES / IF CLAUSES - ŞART CÜMLELERİ

Conditional Sentences, Türkçe'deki Şart Cümlelerinin İngilizce'deki karşılığıdır. Şart, bir şeyin gerçekleşmesi için başka bir durumun yerine getirilmesi gereğidir. Şart cümleleri, bir yan cümlecik (clause) ve bir ana cümleden (main clause) den oluşur.

IF + Clause + Main Clause

İngilizce'de Şart Cümlelerinde "If Clause" kısmı şart veya olasılık belirtir.

CONDITIONAL 0

If I am late, my father takes me to school.

She doesn't worry if Jack stays out after school.

Usage

Situations that are always true if something happens.
Yapı olarak birinci (If Clause) ve ikinci (Main Clause) kısımlarında geniş zaman kullanılır ve anlam bakımından bahsedilen durum her zaman için geçerlidir.

NOTE

This use is similiar to, and can usually be replaced by, a time clause using 'when' (example: When I am late, my father takes me to school.)
Kullanımı çok basittir ve "if" diğer zaman bağlaçlarından "when" ile değiştirildiğinde anlamda pek bir değişiklik olmaz.

CONDITIONAL 1

If it rains, we will stay at home.

He will arrive late unless he hurries up.

Peter will buy a new car, if he gets his raise.

Usage

Often called the "real" conditional because it is used for real - or possible - situations. These situations take place if a certain condition is met.
Birinci tip şart cümlesi, bir durumun karşılanması halinde, günümüzde gerçekleşmesi mümkün olan durumlar için kullanılır. Bir bakıma "real" yani gerçek durumlar için kullanılır. Birinci tip şart cümlesinde "if clause" kısmı geniş zaman, "main clause" kısmında ise "future" yani "will" kullanılmalıdır.

NOTE

In the conditional 1 we often use unless which means 'if ... not'. In other words, '...unless he hurries up.' could also be written, '...if he doesn't hurry up.'.

CONDITIONAL 2

If he studied more, he would pass the exam.

I would lower taxes if I were the President.

They would buy a new house if they had more money.

Usage

Often called the "unreal" conditional because it is used for unreal - impossible or improbable - situations. This conditional provides an imaginary result for a given situation.
İkinci tip şart cümlesi, gerçekte olmayan bir durumun "var olması" şartıyla ifadede bulunmak için kullanılan şart cümlesidir. Örneğin, "If I had a car now, we would drive there." "şu an arabam olsaydı, oraya giderdik" cümlesinde kişinin şuan arabası olmadığını ve o an arabası olması halinde oraya gidecekleri ifade edilmektedir. Gerçekte olmayan durumlar "Unreal Conditions" için kullanılır. Yapı olarak, "if clause" kısmında geçmiş zaman, ikinci kısımda (main clause) would+V1 kullanılır.

NOTE

The verb 'to be', when used in the 2nd conditional, is always conjugated as 'were'.

CONDITIONAL 3

If he had known that, he would have decided differently.

Jane would have found a new job if she had stayed in Boston.

Usage

Often referred to as the "past" conditional because it concerns only past situations with hypothetical results. Used to express a hypothetical result to a past given situation.
Üçüncü tip şart cümlesi, "Unreal Conditional" dediğimiz ikinci tip şart cümlesinin geçmiş zaman halidir. Geçmişte olmuş bir olayın olmaması, veya farklı olması için söylenmiş olan, gerçek olmayan geçmiş zamanın söz konusu olması halinde kullanılır.

ADDITIONAL INFORMATION FOR STRUCTURE OF CONDITIONAL SENTENCES

Conditional 0 is formed by the use of the present simple in the if clause followed by a comma the present simple in the result clause. You can also put the result clause first without using a comma between the clauses.

If he comes to town, we have dinner

We have dinner if he comes to town.

Conditional 1 is formed by the use of the present simple in the if clause followed by a comma will verb (base form) in the result clause. You can also put the result clause first without using a comma between the clauses.

If he finishes on time, we will go to the movies.

We will go to the movies if he finishes on time.

Conditional 2 is formed by the use of the past simple in the if clause followed by a comma would verb (base form) in the result clause. You can also put the result clause first without using a comma between the clauses.

If they had more money, they would buy a new house.

They would buy a new house if they had more money.

Conditional 3 is formed by the use of the past perfect in the if clause followed by a comma would have past participle in the result clause. You can also put the result clause first without using a comma between the clauses.

If Alice had won the competition, life would have changed.

Life would have changed if Alice had won the competition.

RELATIVE CLAUSES

Relative Clause cümle içerisinde bir ismi tanımlayan ve açıklayıcı bilgi veren yan cümledir.

Genellikle yan cümlecik şeklinde veya bazen bir kelimeyi niteleyici göreve sahiptir.

Relative Clause'lar, who, which, that ile sağlanır.

Sıfatlar ile Relative clause arasında bir fark vardır. Sıfatlar tanımladıkları isimden önce gelirler; ancak "Relative clause"lar niteledikleri kelimelerden/isimlerden sonra gelirler ve tanımladıkları ismin/nesnenin türüne göre "who, that, which" edatlarından birini alırlar.



İnsanlar için WHO/THAT
Cansız nesneler ve hayvanlar için
WHICH/THAT

The student who is the most successful in the classroom is Serhat. (Relative Clause)

The most successful student in the classroom is Serhat. (Sıfat-Adjective)

The wolves which are known to be the wildest animals live in the mountains. (Relative Clause)

The students that don't study their lessons cannot pass their exams. (Relative Clause)

Have you found the keys that you lost? (Relative Clause)

Relative clause'lar, tanımlayan (defining) ve tanımlamayan (non-defining) biçiminde ikiye ayrılır. Defining relative clause, bir ismi tanımlayarak diğerlerinden ayırt etmemizi sağlar. Non-defining relative clause, zaten tanımlanmış bir isimden sonra gelir.

The student who will meet you tomorrow wants to join your lesson. (defining)

Mr. Hutchinson, who will meet you tomorrow, wants to join your lesson. (non-defining)

1) Tanımlanan isim, özne durumundaysa, onun yerine who, that ve which gibi sözcükler kullanılabilir. Who, sadece insanlar için, which bütün cansız varlıklar ve hayvanlar için, that ise hepsi için kullanılabilir.

Serhat, who is the best student in the classroom, will be rewarded.

Bu cümlede, tanımlanan isim "Serhat" ve özne durumunda olduğu için "who" kullanılmalıdır.

2) Tanımlanan isim, tanımlayan cümlede nesne durumunda ise insanlar için who, whom, that; cansız varlıklar, hayvanlar ve grup isimleri için which, that kullanılır.

The student whom you met yesterday is very hardworking.

The book which I bougt yesterday is very interesting.

3) Tanımlanan isim, tanımlayan cümlede iyelik bildiriyorsa hem insanlar hem de nesneler için "whose" kullanılmalıdır.

The student whose parents visited me is not so hardworking.

4) Tanımladığımız isim yer bildiriyorsa "where" kullanılır. Yer bildiren isimler için which ve that de kullanılabilir ancak "preposition" mutlaka belirtilmelidir. "Which" kullanıldığında preposition verilmez.

I visited Topkapi Museum where I talked to so many tourists.

5) Tanımlanan isim, tanımlayan cümlede "on that day, in that month, etc." biçiminde bir zaman belirtiyorsa, when, which, that kullanabilir. Bunlardan sadece which, preposition kullanmayı gerektirir.

1923 is the year when the Republic of Turkey was founded.

1923 is the year in which the Republic of Turkey was founded.

Bunların dışında diğer kullanım şekilleri de vardır ancak biz burda en sık kullanılanları verdik.

INFINITIVES AND GERUNDS

Bir infinitive veya gerund, cümlede isim görevini taşıyan fiildir. Infinitive, fiilin başına "to" getirilerek; Gerund ise fiil köküne "-ing" takısı getirilerek elde edilir.

INFINITIVE: It isn't difficult to pass this exam.

GERUND: I like studying English.

Infinitive'ler olumsuz yapılırken başına "not" eki alırlar: "He pretended not to see me."

Aynı şekilde gerund'ları olumsuz yapmak için başına "not" getirilebilir: "Not studying exams cannot be regarded as an excuse."

İngilizce'de bazı kelimeler kendilerinden sonra direk infinitive alır. Bu fiiler şunlardır:
afford | deserve | manage | threaten | | agree | consent | struggle | volunteer | | appear | hesitate | swear | prove | | arrange | seem | tend | happen | | care | plan | prepare | offer | | choose | hope | pretend | refuse | | claim | learn | mean | wait | endeavor | decide | proceed | fail | demand | promise

Yukarıda verilen fiillerle infinitve kullanılmak zorundadır. Yani bu fiillerden sonra ikinci bir fiil geliyorsa "to" kullanılır. Aşağıdaki örnek cümleler, infinitive halde kullanılmıştır.

He does not afford to buy a new car.

They did not agree to participate in the meeting.

She failed to pass the exam.

Bazı fiiller kendilerinden sonra gelen fiilleri, gerund biçiminde alır. Bu fiiller şunlardır:
admit | defer | involve | excuse | anticipate | forgive | keep | resist | appreciate | finish | recollect | postpone | avoid | enjoy | mean | quit | can't help | dislike | mentionremember | imagine | can't stand | discuss | recommend | understand | complete | detest | resent | suggest | consider | deny | mind | risk | contemplate | delay | miss | stop | practise| tolerate | recall

Yukarıda verilen fiillerden sonra gelen fiiller gerund halinde kullanılır; yani -ing takısı alır.

Gerund ile kullanılan örnek cümleler:

The children did not stop crying.

They practised speaking English.

I can't stand being insulted!

EXPRESSING THE FUTURE

WILL (The Future Tense)

1) "Will" can be used when the speaker is making a prediction.
"Will" konuşmacı o an için kestirimde (tahminde) bulunuyorsa kullanılabilir.

Tomorrow WILL BE hot and sunny.

People WILL GO to Mars in the next decade.

2) Or "Will" can also be used when the speaker decides to do something at the time of speaking. He had no previous plan. Spontaneous.
Veya konuşmacı o an için gelecekle ilgili ani bir karar alıyorsa, "Will" kullanabilir.

Hold on. I'LL GET a pencil.

We WILL SEE what we can do to help you.

Maybe we'LL STAY IN andWATCH television.

BE GONG TO

1) "Be Going To" can be used while the speaker is making a prediction based on evidence.
"Be Going To" konuşmacı, belirtilere dayanarak gelecekle ilgili tahminde bulunuyorsa kullanılabilir.

There's a cloud in the sky. It'S GOING TO rain.

2) "Be Going To" can also be used when the speaker already has an intention or plan.
"Be Going To" yapısı konuşmacı bir plana veya niyete sahipse kullanılabilir.

We'RE GOING TO paint our livingroom tomorrow.

John has won the lottery. He says he'S GOING TO go to buy a house in Cambridge.

He has passed KPSS, so he is happy he'S GOING TO be a teacher of English.

THE SIMPLE PRESENT TENSE

Some verbs that concern events on a definite schedule or timetable are generally used in the Simple Present Tense, but they may give expression of future. These sentences in Present Simple usually contain future words such as to be, open, close, begin, start, end, finish, arrive, come, leave, return.
İngilizce'de bazı fiiller yapı olarak geniş zamanda kullanıldığı halde anlam olarak gelecek zamanı ifade etmektedir. "To be, open, close, begin, start, end, finish, arrive, come, leave, return" gibi fiiler buna örnek verilebilir.

The bus LEAVES Malatya at 11 tonight.

This term BEGINS on Wednesday next week.

Tomorrow IS Friday. (IS=TO BE)


THE PRESENT CONTINUOUS TENSE

Some sentences that concern a definite plan or arrangement contain expression of future, but those verbs might be used in Present Continuous, and we can understand their future meaning from only context.
İngilizce'de bazı cümleler, anlam olarak gelecek zamanı ifade eder ancak aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi yapı olarak şimdiki zamanda kullanılabilir.

George IS TAKING his TOEFL exam next year.

They can't play tennis with you tomorrow because they'RE WORKING.

We'RE GOING to the cinema on Friday.

WISH CLAUSES

A wish about the present

"Wish + subject + past tense", kişinin, içinde bulunduğu anda hoşuna gitmeyen olayları, memnuniyetsizliğini ifade eder. "Be" fiili için bütün öznelerle "were" kullanılır.

I am very busy now, so I can't help you. I wish I weren't so busy now. (I'm sorry that I'm very busy now.)

This house is very small for us, so I wish I lived in a big one. (I live in a small house now, but I want to have a big one.)

A wish about the future


Wish clause'larda "would"un kullanımı belli kurallara bağlıdır. Temel cümle ile (I wish, she wishes, etc.) yan cümlenin özneleri aynı ise (I wish l ...... She wishes she .....), temel cümlede "would" kullanamayız. "Would", içinde bulunduğumuz anda ya da gelecekte memnun olmadığımız ya da hoşumuza gitmeyen bir olayı bir başkasının değiştirmesini istediğimiz anlamını ifade eder. Bu nedenle, iki cümlenin özneleri farklı olduğu zaman (I wish you would .... She wishes they would...) "would" kullanabiliriz.

I'm sure it will be a wonderful picnic. I wish you would come too. (I want you to come.)

Eğer geleceğe yönelik bir ifade kullanmak istiyorsak ama iki cümledeki özneler aynı ise "could" ya da past tense kullanabiliriz.

I wish I could live in a big house. (DOĞRU İFADE)
I wish I would live in a big house. (YANLIŞ İFADE)

Transitive and Intransitive Verbs

Soru: Transitive ve Intransitive Fiiller nedir? Türkçe'deki Geçişli ve Geçişsiz fiillerle bir ilgisi var mı?

İngilizce'de Geçişli (Transitive) ve Geçişsiz (Intransitive) fiiller Passive cümlelerde rol almaları bakımından önem arz eden bir konudur. Bu nedenle bu konuyu incelemek gerekir.

Türkçe'de, fiiller nesnesine göre dörde ayrılır, bunlardan ikisini inceleyelim:

1) Geçişli fiiller
2) Geçişsiz fiiller

Geçişli fiiller: Nesne alan fiilerdir.. Ne, neyi, kimi sorularına cevap verir.. Mesela bir fiil geçişli ise başına (onu) zamiri nesne olarak getirilebilir.

"(onu) tanıyorum.." "(onu) dövdüm.." gibi..

Nesne alan geçişli fiillere ingilizce'de biz "transitive verbs" diyoruz..

Geçişsiz fiiller: Nesnesi olmayan veya nesne almayan fiillerdir.. Fiil, neyi, kimi sorularına cevap veremez..

"kapı zili çaldı.." bu cümlede nesne yoktur... kapı zili, özne; çaldı, yüklem..

nesne almayan bu tür geçişsiz fiillere ingilizce'de biz intransitive verbs diyoruz..

İngilizce'de transitive (geçişli) fiiller, nesne alır ve yapı olarak passive hale çevirilebilir..
Intransitive (geçişsiz) fiiller ise nesne almaz ve passive halde kullanılamaz..

SONUÇ:

İngilizce'de fiiller iki gruba ayrılır..
Transitive and Intransitive verbs..

Transitive (Geçişli), Intransitive (Geçişsiz) Fiiller...

Transitive fiiller, sonuna nesne alan fiillerdir; passive halde kullanılabilirler.. Örnek;

"Mr John arrested the burglar." (Polis hırsızı yakaladı.)
Mr John: özne; Burglar: nesne

"The burglar was arrested by Mr John." (Hırsız Mr. John tarafından yakalandı.) (Passive)

Intransitive fiiller, nesne almayan fiillerdir ve passive halde kullanılamazlar.. Örnek;

"The child cried for his mother." Bu cümlede "cry" ağlamak fiili, nesne almayan bir fiildir.. bu yüzden passive yapılamaz..

Not: Bir fiilin nesnesi yoksa o cümleyi passive yapmayız.

DIFFERENCES BETWEN DO AND MAKE

(Do ve make, en çok karıştırılan fiillerdendir. Her iki fiil de "yapmak" anlamına gelir ancak bazı farklar vardır. Benzer şekilde, Türkçe'de "yapmak, etmek" fiileri aynı manaya gelmelerine rağmen farklı kullanımlara sahiptir. Örneğin "şikayet etmek" fiilini, "şikayet yapmak" şeklinde kullanamayız.)

'Do' for Activities

(Do fiilini, günlük eylemlerimizi ve yaptıklarımızı ifade etmek için kullanırız. Ancak bu tür aktiviteler önceden var olan fiziksel bir nesne üzerinde yaptığımız değişiklikleri ya da eylemleri kapsar.)

do homework
do housework
do the ironing
do the dishes
do a job

Important Expressions with 'Do'

(İngilizce'de "do" fiilinin yer aldığı standart kalıplar vardır.)

do one's best
do good
do harm
do a favour
do business

'Make' for Constructing, Building, Creating

("Make" fiili, eylemimiz sonucunda yeni bir fiziksel nesne veya oluş meydana gelecekse kullanırız. Örneğin "kek yapmak" "yemek yapmak" gibi..)

make food
make a cup of tea / coffee
make a mess

Important Expressions with 'Make'

("Make" fiilinin kullanıldığı belli başlı standart kalıplar aşağıda verilmiştir.)

make plans
make an exception
make arrangements
make a telephone call
make a decision
make a mistake
make noise
make money
make an excuse
make an effort

TOO AND EITHER

1) İki olumlu cümle, bir öğeleri hariç, aynı anlamı taşıyorsa, ikinci cümlenin sonuna "too" eklenir. "Too" cümleye "de, da" anlamı verir.

They have a pet dog at home. They have a cat, too.

Bu durum iki olumsuz cümle için söz konusuysa, ikinci cümlenin sonuna "either" eklenir.

They don't keep birds at home. They don't keep fish, either.

2) Eğer iki cümlenin, özneleri hariç, diğer öğeleri aynı ise, ikinci cümlede tekrardan kaçınmak için, olumlu cümlelerde Subject + auxiliary verb + too, olumsuz cümlelerde Subject + auxiliary verb + either kullanılır. Yardımcı fiil, birinci cümledeki tense'in yardımcı fiili olmalıdır.

My parents live in Germany. My sister does, too.

I don't like fish at ail. My sister doesn't, either.

3) Too ve either, anlamca uyumlu olan ama farklı sözcüklerden oluşan cümlelerin sonuna da gelebilir.

He is very successful in his school subjects. He shows the same success in his social life, too.

She isn't very popular with her schoolmates. She isn't liked much by her teachers, either.

4) Bazen iki cümle, anlamca aynı olmasına rağmen,cümlelerin biri olumlu, diğeri olumsuz olabilir. Bu durumda, ikinci cümle yapı olarak olumluysa too, olumsuzsa either kullanılır.

I hate martial arts, such as judo and karate.
I don't like football, either.

SPELLING OF -ING

1) Sonu -e ile bilen fiillere -ing takısı eklenirken -e düşer.

write - writing
admire - admiring
hope - hoping
hide - hiding
bore - boring

2) Ancak sonu -ee biçiminde biten fiiller -ing takısı alırken -e düşmez.

free - freeing
see - seeing
agree - agreeing

3) Sonu bir sesli harf + bir sessiz harfle biten tek heceli fiillerde sondaki sessiz harf çift yazılır..

beg - begging
run - running
set - setting
rub - rubbing

4) Sonu bir sesli harf + bir sessiz harfle biten çift heceli fiillerde, vurgu ilk hecedeyse sondaki sessiz harf tek yazılır; ikinci hecedeyse çift yazılır.

listen - listening
happen - heppening

prefer - preferring
control - controlling

5) Sonu -y ile biten fiillere -ing takısı eklenirken yazımda değişiklik olmaz.

try - trying
play - playing
study - studying

6) Sonu -ie ile biten fiillerde, -ie -y' ye dönüşür ve -ing eklenir..

die - dying
lie - lying
tie - tying

7) İki sessizle biten fiillere -ing eklenirken yazımda değişiklik olmaz.

start - starting
hold - holding
bend - bending

USE OF MUST AND HAVE TO

"must" ve "have to" , her ikisi de gereklilik, zorunluluk bildirmesine karşılık, "must" daha çok, konuşmacının kendi içinden gelen bir zorunluluğu, "have to" ise dış etkenlerden kaynaklanan bir zorunluluğu yansıtır. Ancak, günlük yaşamda, zorunluluklar arasında bu ayrımı yapmak çok zordur. Yani zorunluluğu kişi kendi içinde mi hissediyor, yoksa bazı koşullar onu bir şeyler yapmaya mı zorluyor? Bu ayrımı, tek tek cümlelerde yapamayız. Ancak, konuşmanın akışı içerisinde zorunluluğun kaynağı netlik kazanabilir.

I must pass the university exam.

I have to pass the university exam.

Tek tek ele aldığımızda, bu iki cümle arasında pek fark yoktur. Ancak, bu cümlelerin devamında, konuşmanın akışı şöyle olmalıdır.

I must pass the university exam. I have no other choice. If I can't pass it, I won't get a good career and I will be unhappy.

I have to pass the university exam. My parents have spent so much money on me. If not, I'll make them unhappy.

"Must" konuşmacının kendi otoritesini ifade ederken de kullanılır:

(A doctor to his patient) You must stop smoking. Your lungs are getting worse.

(Mother to her child) You must make your bed when you get up.

(Mother to her son) You must brush your teeth before you go to bed.

Ancak, kendisinden istenen bu işleri ifade ederken, kişinin "have to" kullanması daha uygundur:

(the patient)
I have to stop smoking. The doctor says my lungs are getting worse.

(the child)
I have to make my bed when I get up.

(the son)
I have to brush my teeth before I go to bed.

CAN AND BE ABLE TO

1) Yeteneklerimizi ifade ederken "can" ya da "be able to" kullanırız.
He can speak two foreign languages fluently.
He is able to speak two foreign languages fluently.

2) Olumsuz cümlede can't ve am/is/are not able to kullanılır.
I can speak English, but I can't speak French.
I'm able to speak English, but I'm not able to speak French.

3) "Be able to" diğer tense'lere göre çekimlenebilir.
He is able to speak very good English. (Present)

He has been able to speak English for ten years. (Present Perfect)
He was able to speak good English when he was a child. (Simple Past)
He will be able to speak English even better when he stays in England for some time. (Future)
He should be able to speak English well, because he has been living in England for six years. (With other modals)
He had been able to speak English for five years when he went to England. (Past Perfect)

4) "Can" yapılması mümkün olan olayları ifade ederken de kullanılır.
I'm very busy now, so I can't help you.
(It's not possible for me to help you now.)

I'll finish my work in an hour, so I can help you then.
(It's possible for me to help you after I finish my work.)

I have very little money on me now, so I can't lend you any.
(It's not possible for me to lend you any money now.)

I'll go to the bank in the afternoon, and I'll withdraw some money from my bank account. Then I can lend you some.
(It will be possible for me to lend you some money after I've withdrawn some from the bank.)

5) "Can", birine bir şey yapması için izin verilirken de kullanılır. Bu kullanımıyla, "can", "may" ile aynı anlamı verir.

(The shop owner to the customer)
- You can/may leave your purchases here until you finish your shopping. Then you can come and get them.

(Mother to her daughter)
- Because tomorrow is a holiday, you can/may stay up late tonight.

(Father to his son)
- You can /may go on your date in my car if you wish.

(The teacher to the students)
- Those who finish answering the questions can/may leave the classroom.

6) "Can" in past biçimi "could", "be able to" nun past biçimi ise "was/were able to" dur.
I could run very fast when I was a child.
I was able to run very fast when I was a child.
Some students in my previous class could/were able to speak English almost fluently, but they weren't so good at grammar.

"Could", geçmişteki yeteneklerimizi ya da geçmişte birine izin verme gibi durumları ifade ederken kullanılır.

Mozart could play the piano when he was only four, (ability in the past)
My grandfather was very strong. He could lift enormous boxes on his own. (ability in the past)
It was raining heavily. We could go out only when it stopped raining.
(permission in the past)
(It became possible for us to go out only when the rain stopped.)
Because there was a holiday the next day, the children could stay up late.
(permission in the past)
(It became possible for them to stay up late because there was a holiday the next day.)

"Was/were able to" da. geçmişteki yeteneklerimizi ya da geçmişteki izin verme durumlarını ifade ederken kullanılır. Ancak, "geçmişte zor bir durumun üstesinden gelme" anlamı (manage to do), sadece "was/were able to" ile ifade edilir. "Could" bu anlamda kullanılmaz.

MOST COMMON ADVERBS

1.accidentally
2.afterwards
3.almost
4.always
5.angrily
6.annually
7.anxiously
8.awkwardly
9.badly
10.blindly
11.boastfully
12.boldly
13.bravely
14.briefly
15.brightly
16.busily
17.calmly
18.carefully
19.carelessly
20.cautiously
21.cheerfully
22.clearly
23.correctly
24.courageously

1.crossly
2.cruelly
3.daily
4.defiantly
5.deliberately
6.doubtfully
7.easily
8.elegantly
9.enormously
10.enthusiastically
11.equally
12.even
13.eventually
14.exactly
15.faithfully
16.far
17.fast
18.fatally
19.fiercely
20.fondly
21.foolishly
22.fortunately
23.frantically
24.gently

1.gladly
2.gracefully
3.greedily
4.happily
5.hastily
6.honestly
7.hourly
8.hungrily
9.innocently
10.inquisitively
11.irritably
12.joyously
13.justly
14.kindly
15.lazily
16.less
17.loosely
18.loudly
19.madly
20.merrily
21.monthly
22.more
23.mortally
24.mysteriously

1.nearly
2.neatly
3.nervously
4.never
5.noisily
6.not
7.obediently
8.obnoxiously
9.often
10.only
11.painfully
12.perfectly
13.politely
14.poorly
15.powerfully
16.promptly
17.punctually
18.quickly
19.quietly
20.rapidly
21.rarely
22.really
23.recklessly
24.regularly

1.reluctantly
2.repeatedly
3.rightfully
4.roughly
5.rudely
6.sadly
7.safely
8.seldom
9.selfishly
10.seriously
11.shakily
12.sharply
13.shrilly
14.shyly
15.silently
16.sleepily
17.slowly
18.smoothly
19.softly
20.solemnly
21.sometimes
22.soon
23.speedily
24.stealthily

1.sternly
2.successfully
3.suddenly
4.suspiciously
5.swiftly
6.tenderly
7.tensely
8.thoughtfully
9.tightly
10.tomorrow
11.too
12.truthfully
13.unexpectedly
14.very
15.victoriously
16.violently
17.vivaciously
18.warmly
19.weakly
20.wearily
21.well
22.wildly
23.yearly
24.yesterday

Most common phrasal verbs in English

Phrasal verbs çoğunlukla bir edat ve birden daha fazla sözcük veya sözcük grubunun bir araya gelmesinden oluşan eylemlerdir. Phrasal verbs' ler çoğu kez dilin güncel kullanımlarından ortaya çıkar ve sık kullanıldığı için zamanla dilin ana yapısını oluşturur. Phrasal verbs hem geçişsiz hem de geçişli fiil olarak kullanılabilir.

GEÇİŞSİZ FİLLERE ÖRNEK

(The children were sitting around, doing nothing (Çocuklar hiçbir şey yapmıyorlar, öylece oturuyorlardı.)

The witness finally broke down on the stand. (Tanık sonunda durumu değiştirdi)

GEÇİŞLİ FİİLLERE ÖRNEK

Our boss called off the meeting. (Patronumuz toplantıyı erteledi)

She looked up her old boyfriend. (Eski erkek arkadaşını aradı.)


Bu yapıdaki bir fiil ile birleşmiş kelimeye (çoğu kez bir edat ile) takı denir.
Phrasal verbs 'ler ile ilgili yaşanan problem, öncelikle anlamlarındaki belirsizliktir ve çoğunlukla P.V'ler birkaç farklı anlamı ifade ederler.

Örneğin;

To make out: bir şeyin farkına varmak veya görmek, Bu sözcük grubu aynı sevişmek anlamına da gelebilir.

If someone chooses to turn up the street (Eğer biri caddeden yukarı doğru gitmeyi tercih ederse)

Yukarıdaki örnekte kullanılan "Turn up" bir edat ile bir fiilin birleşmesidir ama bir P.V değildir. Yani gerçek anlamında kullanılmışlardır. Ama aşağıdaki örnekte "turn up" phrasal verb olarak kullanılmakta ve tamamen farklı anlamlar vermektedir.

if your neighbors unexpectedly turn up (appear) at a party or your brother turns up his radio,
( Eğer komşularınız beklenmedik bir anda bir partiye gelirse veya erkek kardeşiniz radyonun sesini yükseltirse)

Ayrıca P.V ' ü oluşturan fiil, edat veya sözcük grupları her zaman yan yana yazılmazlar.

"Fill this out," (Bunu doldurun) diyebiliriz ya da
"Fill out this form." diyebiliriz. Her ikisi de doğrudur.

Phrasal verblerin geniş listesini; ayrılabilir-ayrılamaz, geçişli-geçişsiz phrasal verbs'lerin listesi aşağıda verilmiştir. Fiillerin listesi kısa tanımlarla ve örneklemelerle bir araya getirilmiştir. Liste basıldığı takdirde kullandığınız yazı tipi veya tarayıcınıza göre beş veya altı sayfadır. Öncelikle bu dili öğrenenlerin P.V konusunda başarılı olmak için yapmaları gereken şey, çok fazla okumak ve dinlemektir. Bir de iyi bir sözlük edinmek, oldukça yararlı olacaktır.






Seperable (Ayrılabilir) Phrasal Verbs

Nesne, phrasal verbs ' den sonra gelebilir, veya cümleyi iki kısma ayırabilir.

· You have to do this paint job over. (Bu boyamayı tekrar yapman gerekir.)

· You have to do over this paint job.

Aşağıdaki Phrasal verbs'lerin nesnesi zamir olduğunda, bu iki kısmın ayrılması gerekir







bring up


Bir konudan bahsetmek


My mother brought up that little matter of my prison record again.
"Annem, o kadar da önemli olmayan sabıka kaydımdan bahsetti."




bring up


Çocuk yetiştirmek.


It isn't easy to bring up children nowadays.
"Bu günlerde çocuk yetiştirmek kolay değil."




call off


İptal etmek


They called off this afternoon's meeting
"Öğleden sonraki toplantıyı iptal ettiler."




do over


Bir işi tekrar etmek


Do this homework over.
"Bu ödevi tekrar yap."




fill out


Bir formu doldurmak


Fill out this application form and mail it in.
"Bu başvuru formunu doldur ve postala."<!--[if !supportLineBreakNewLine]-->
<!--[endif]-->




fill up


Tamamen-ağzına kadar doldurmak


She filled up the grocery cart with free food.
"Sepeti tamamen, bedava yiyecekle doldurdu."




find out


öğrenmek


My sister found out that her husband had been planning a surprise party for her.
"Kız kardeşim kocasının onun için sürpriz bir parti düzenlediğini öğrendi."




give away


Birisine bir şeyi bedava vermek


The filling station was giving away free gas.
"Benzin istasyonu bedava gaz veriyordu."




give back


Bir şeyi geri vermek


My brother borrowed my car. I have a feeling he's not about to give it back.
"Erkek kardeşim arabamı ödünç aldı.Arabayı geri vermeyeceğini düşünüyorum."




hand in


Bir şeyi onaylamak (ödev yapmak)


The students handed in their papers and left the room.
"Öğrenciler, ödevlerini tamamladılar ve sınıftan çıktılar."




hang up


Telefonu kapatmak


She hung up the phone before she hung up her clothes.
"Kıyafetini asmadan önce telefonu kapadı."




hold up


Geciktirmek


I hate to hold up the meeting, but I have to go to the bathroom.
"Toplantıyı geciktirmekten hiç hoşlanmıyorum ama lavaboya gitmem gerekiyor."




hold up (2)


soymak


Three masked gunmen held up the Security Bank this afternoon.
"Üç maskeli ve silahlı adam Güvenlik Bankasını bu öğleden sonra soydular."




leave out


Atlamak, çıkarmak, savsaklamak


You left out the part about the police chase down.
(Polisin kovalamasıyla ilgili bölümü atladın.)




look over


incelemek, kontrol etmek


The lawyers looked over the papers carefully before questioning the witness. (They looked them over carefully.)
"Avukatlar tanıkları sorgulamadan önce evrakları dikkatlice incelediler."




look up


Bir listenin içinde aramak


You've misspelled this word again. You'd better look it up.
"Bu kelimeyi yine yanlış yazdın.Doğru yazılımına baksan iyi olacak."




make up


Bir hikaye veya yalan uydurmak


She knew she was in trouble, so she made up a story about going to the movies with her friends.
"Başının belada olduğunun farkındaydı bu yüzden arkadaşlarıyla sinemaya gittiğini uydurdu."




make out


Duymak, algılamak


He was so far away, we really couldn't make out what he was saying.
"O kadar uzaktaydı ki onun ne söylediğini duyamadık."




pick out


Seçmek


There were three men in the line-up. She picked out the guy she thought had stolen her purse.
"Sırada üç adam vardı.Cüzdanını çaldığını düşündüğü adamı seçti."




pick up


Bir şeyi kaldırmak


The crane picked up the entire house. (Watch them pick it up.)
"Vinç bütün evi havaya kaldırdı."




point out


Dikkat çekmek, belirtmek


As we drove through Paris, Francoise pointed out the major historical sites.
"Paris'ten arabayla geçerken, Francoise başlıca tarihi yerlere dikkatimizi çekti."




put away


Saklamak


We put away money for our retirement. She put away the cereal boxes.
"Paramızı emekliliğimiz için saklıyoruz."




put off


Ertelemek


We asked the boss to put off the meeting until tomorrow. (Please put it off for another day.)
"Patrondan toplantıyı yarına kadar ertelemesini rica ettik."




put on


Giyinmek


I put on a sweater and a jacket. (I put them on quickly.)
"Bir süveter ve ceket giydim."




put out


Söndürmek


The firefighters put out the house fire before it could spread. (They put it out quickly.)
"İtfaiyeciler yangını, bütün evi sarmadan söndürdüler."




read over


Dikkatli okumak


I read over the homework, but couldn't make any sense of it.
"Ödevi dikkatli okudum ama hiçbir şey anlamadım."




set up


Düzenlemek, kurmak


My wife set up the living room exactly the way she wanted it. She set it up.

"Karım sofrayı tam istediği gibi hazırladı."




take down


Not etmek


These are your instructions. Write them down before you forget.
"Unutmadan bu bilgileri bir yere not et."




take off


Kıyafet çıkarmak


It was so hot that I had to take off my shirt.
"Hava öyle sıcaktı ki tişörtümü çıkartmak zorunda kaldım."




talk over


tartışmak


We have serious problems here. Let's talk them over like adults.
"Yaşadığımız ciddi problemleri tıpkı bir yetişkin gibi tartışmalıyız."




throw away


atmak


That's a lot of money! Don't just throw it away.
"Pahalı bir şey o! Sakın atma."




try on


Kıyafet denemek


She tried on fifteen dresses before she found one she liked.
"Beğendiği elbiseyi bulana kadar on beş tane kıyafet denedi."




try out


denemek


I tried out four cars before I could find one that pleased me.
"İstediğim arabayı bulana kadar dört tane araba denedim."

blow up

- The terrorists tried to blow up the railroad station.
(PHRASAL)

Patlamak, havaya uçurmak
- Teröristler demiryolu istasyonunu havaya uçurmaya çalıştılar.

use up

- The gang members used up all the money and went out to rob some more banks.
(PHRASAL)

boşaltmak
"Gangsterler bütün parayı boşalttılar ve birkaç banka daha soymak için gittiler."

turn on
- Turn on the CD player so we can dance.

Elektriği açmak
"CD çaları açta dans edelim."

turn off

- We turned off the lights before anyone could see us.

- It was a disgusting movie. It really turned me off.
(PHRASAL)

1) Elektriği kapamak
"Kimse bizi görmeden ışığı söndürdük."
2) Mide bulandırmak, tiksindirmek
"O kadar kötü filmdi ki midem bulandı."

turn down

- Your radio is driving me crazy! Please turn it down.
(PHRASAL)

Bir şeyin sesini kısmak
"Radyonun yüksek sesi beni rahatsız ediyor.Lütfen biraz sesini kıs."

turn up

- Grandpa couldn't hear, so he turned up his hearing aid.
(PHRASAL)

Bir şeyin sesini yükseltmek
"Büyük babam duyamadığı için kulaklığının sesini açtı."

turn down

- He applied for a promotion twice this year, but he was turned down both times.
(PHRASAL)

Reddetmek, geri çevirmek
"Bu yıl iki kez terfi etmek için talepte bulundu ama her defasında geri çevrildi."

Establish the basis for agreement...

Anlaşma için bir temel oluşturur... (basis : temel, establish: oluşturur)

Provide a basis for estimating costs and schedules.

Tahmini zamanlama ve maliyet için temel sağlar.

Please allow access to your computer’s microphone to use Voice Recording.

Having trouble? Click here for help.

We can’t access your microphone!

Click the icon above to update your browser permissions above and try again

Example:

Reload the page to try again!

Reload

Press Cmd-0 to reset your zoom

Press Ctrl-0 to reset your zoom

It looks like your browser might be zoomed in or out. Your browser needs to be zoomed to a normal size to record audio.

Please upgrade Flash or install Chrome
to use Voice Recording.

For more help, see our troubleshooting page.

Your microphone is muted

For help fixing this issue, see this FAQ.

Star this term

You can study starred terms together

NEW! Voice Recording

Create Set