Only $35.99/year

FELSEFE SOSYOLOJİ SÖZLÜK

Terms in this set (7)

Bu bilginin kaynağı ve nesnesi içinde bulunduğumuz ve duyularımız vasıtasıyla algıladığımız dış dünyadır. Duyulara ve algılarımızla edindiğimiz bu bilgiler tek tek nesne ve olaylarla alakalı oldukları halde, bazen bunlara dayanılarak genellemelerde de bulunulur.

Örneğin, kavak yapraklarının erken dökülmeye başladığını gören bir çiftçi kışın çok sert geçeceğini ileri sürer. Nane ve limonun soğuk algınlığına iyi geldiği bilgisi kişisel tecrübeler sonucu elde edilmiş ve zamanla genellenmiş bilgilerdir. Bu bilgilerin doğrulukları kesin değildir.

Bu tür bilgiler olayların nedenlerini açıklayamaz ama hayatımızı kolaylaştırır. Günlük hayatta karşılaştığımız birçok sorunu bu bilgilerle aşarız. Örneğin; Balık avına çıkacak bir balıkçı hava durumunu martıların uçuş yönlerine göre belirleyerek avlanmaya gitmektedir. Eğer martılar denize doğru uçuyorlarsa havanın iyi olacağı, karaya doğru uçuyorlarsa havanın yağışlı olacağı anlamına gelmektedir.

Bu bilgiler eleştirel bir tavırla, bir yönteme dayanılarak kazanılmış bir bilgi değildir. Gündelik bilgi belli sınırların ötesine geçerek, derinlere uzanan ve neden-sonuç ilişki-sine dayanan bir bilgi de değildir.

Gündelik bilgi, gerçekten ve tam temellendirilebilen bir bilgi olmadığı için, bu bilginin genel geçerliliği de yoktur. Gündelik bilgide insan, deneye dayanarak, deneme-yanılma yoluyla bir takım genellemelere ulaşır. Ama bu bilgiler akla değil daha çok sezgiye dayanır.
Epistemoloji, felsefenin en temel disiplinidir. Bunun en önemli nedeni, onun diğer bütün disiplinlerin bilgi iddialarını sorgulayıp ilke ve kavrayışlarını temellendirmesidir. Epistemoloji, felsefenin en önemli alt dalları veya disiplinlerinden biridir. "Bilgi" anlamına gelen Yunanca episteme ve "söz", "akıl", "bilim", "açıklama", "teori" anlamlarına gelen logos sözcüklerinin birleşiminden meydana gelen epistemoloji, Türkçeye bilgi teorisi veya bilgi bilimi olarak çevrilir. Epistemoloji, felsefenin teorik dallarından biridir. Başka bir deyişle o, doğru eylemle veya "iyilik", "güzellik" benzeri değerlerle meşgul olan veya "olması gereken" üzerinde yoğunlaşan etik, estetik veya siyaset felsefesi benzeri pratik ya da normatif disiplinlerden farklılık gösterir.


Bilginin kazanılması veya uygulanması yerine, doğrudan doğruya bilgi kavramının kendisiyle ilgilenen epistemoloji, dahası felsefenin en temel disiplini ya da alt alanıdır. Felsefenin diğer alt alanları veya disiplinleri arasında, daha önce gördüğümüz gibi, metafizik, etik, bilim felsefesi ve estetik benzeri disiplinler bulunur.
Bütün bu alan ya da disiplinlerin kendilerini belirleyen özel bir konu alanına sahip olmaları açık ve anlaşılır bir şeydir. Bu konu alanı, örneğin metafizik için en genel şekliyle varlığın nihai yapısı veya doğası, etik için iyi hayatın özü ve bilim felsefesi için de bilimsel faaliyet ya da araştırmanın metodolojisi ve sonuçlarıdır.
Söz konusu felsefe disiplinlerinden her biri, konu alanlarında geçen bilumum kavramlara açıklık, problemlere çözüm getirme çabalarının sonucunda, sadece alanın farklı bölüm ve problemleriyle değil, fakat bütünüyle ilgili olarak da sistematik bir kavrayışa erişmeyi amaçlarlar. Kavrayışın sistematik olması, başkaca şeyler yanında, onun kuşatıcı, tutarlı ve rasyonel olarak savunulabilir ilke ve kabullere bağlı olması anlamına gelir.


Epistemoloji, bütün bu disiplinlerin temelinde yer alır, çünkü söz konusu felsefe disiplinlerinin sistematik kavrayışlarıyla dayandıkları ilke ve kabuller, ancak epistemolojik olarak oluşturulup temellendirilebilirler. Üstelik bütün bu felsefe disiplinleri konuları ve konularının genel çerçevesi içinde yer alan problemlere yaklaşımları bakımından ne kadar farklılık gösterirlerse göstersinler, ortak bir yön yada noktada buluşurlar. Bu ortak nokta ise bu disiplinlerin tek tek her biri tarafından sergilenen bir talep ya da iddia olarak, konu edinilen alanda hakikate erişme,söz gelimi varlığın nihai unsur veya bileşenleriyle, insan için iyi hayatın anlamı yada özüyle ilgili olarak doğru ve sağlam bilgilere ulaşma arzusu ve hatta iddiasıdır.
Hakikate ulaşma arzusu ve iddiasının gündeme geldiği yerde, epistemolojinin gündeme gelmemesi düşünülemez. Çünkü hakikat iddialarını tartışan, doğruluğa akli Epistemoloji bir kavrayışla mı yoksa ampirik veya deneyimsel yollarla mı erişilebileceğini sorgulayıp bilginin temel unsurlarını ele alan ve insanın herhangi bir alanda doğru bilgiye erişip erişemeyeceğine karar veren tek bir disiplin vardır. Bu disiplin de hiç kuşku yok ki epistemolojidir.


Epistemolojiyle enine boyuna meşgul olan ilk filozof, ünlü Yunan düşünürü Platon olmuştur. Ondan sonra da antik Yunan'da başta Aristoteles ve Pyrrhon benzeri Yunan kuşkucularıyla, Orta Çağ'da Aziz Augustinus (354-430), Aquinalı Thomas ile İbn Sina (980-1037) ve Farabi gibi filozof bilgi konusunu enine boyuna ele almışlardır. Bununla birlikte, epistemolojinin bir felsefe disiplini ya da dalı olarak esas modern felsefede ve bu arada yirminci yüzyılın analitik felsefesinde öne çıktığı söylenebilir. Bunun nedeni ise elbette, modern uygarlığı belirleyen en önemli şeyin bilim ve bilgi olmasıdır. Bu dönemde, en ön sırada Descartes, Leibniz, John Locke (1632-1704), Hume, Kant ve Russell gelecek şekilde, pek çok filozof bilgi konusuna eğilmiş, epistemolojinin kapsamı içinde kalan problemler üzerinde yoğunlaşmıştır.


Epistemoloji de bilgi kavramını genel olarak ele alır, bilgiyi bilgi olmak bakımından sorgular. O, bilginin insan zihninde nasıl oluştuğunu araştırmaz. Bu, bilim adamlarının ve bilimlerin konusudur. Bilgi kavramının kendisinin incelenmesi ve aydınlatılması, bilginin kazanılması süreçlerinden farklı ve felsefi nitelikte olan bir irdelemeyi gerektirir
Antik Yunan'dan günümüze kadar olan tarihsel süreç içinde, epistemoloji tarafından ele alınan çok sayıda problem olmuştur. Bilgi konusuna, sadece tarihsel bir perspektiften değil fakat bilgiyle ilgili problemler açısından ya da sistematik bir tarzda yaklaşıldığı zaman, başta bilginin doğası, türleri, kaynağı, imkânı ve sınırlarıyla ilgili problemler olmak üzere, epistemoloji alanını meydana getiren pek çok konu ya da problem olduğunu söylemek doğru olur. Bu problemler, hemen hepsi birbiriyle ilintili olacak şekilde, beş ana başlık altında toplanır.
Bu kategorilerden birincisi, bilginin doğası ve türleri başlığı altında toplanan problemlerden meydana gelen bütündür. İkinci başlık altında, bilginin doğruluğuyla, doğruluğun özünün ne olduğuyla ilgili tartışmalar yer alır. Üçüncü kategoride bilginin kaynağıyla, yani bilginin akla mı, deneyime mi, yoksa bu ikisinin dışında başka bir yetiye mi dayandığıyla ilgili tartışma ve problemler yer alır. Dördüncü olarak bilginin imkânıyla, yani bilginin mümkün olup olmadığıyla ilgili tartışmalar gelir. Beşinci kategoride ise bilginin sınırlarıyla ilgili problemler yer alır.
Estetik Grekçe "aisthesis" ya da" aisthanesthai" sözünden gelir. Aisthesis sözcüğü; duyum, duygu, algılamak, duyular anlamına gelmektedir. Bu kelime İngilizceye Esthetic şeklinde geçmiştir. Dilimize İngilizcedn geçen bu kelimenin sözlüklerdeki anlamı : "Sanatta ve yaşamda güzelliğin kuramsal bilimi, güzelduyu, bediiyat; kusurlu bir organı düzeltmek ya da güzelleştirmek amacıyla uygulanan yöntemler; güzellik duygusuyla ilgili; güzelliği ve güzelliğin insan belleğindeki ve duygularındaki etkilerini konu olarak ele alan felsefe kolu, " şeklinde tarif edilir.

Güzeli ve güzel sanatların doğasını inceleyen felsefe dalı. Estetiği bağımsız bir bilim olarak ilk ileri süren ve adlandıran Alman düşünürü Alexander Baumgarten'dir. Baumgarten'in verdiği anlamda estetik, duyusal bilginin bilimidir, konusu duyusal yetkinliktir. Gerçekleştirmek istediği de güzel üstünde düşünme sanatıdır. Bununla beraber estetik bir felsefe kolu olarak Alman düşünürü Kant ile önem kazanmıştır.

Estetik, insanın dış dünyaya gösterdiği, "güzel" ve "çirkin" sözcükleriyle dile gelen tepkileriyle ilgilidir. Ama "güzel" ve "çirkin" terimlerinin kapsamları belirsiz, anlamları da öznel ve görelidir. Üstelik, etkileyici bir doğa görünümüyle ilgili gözlemlerde ya da sanat eleştirilerinde kullanılan nitelemeler yalnızca güzel ve çirkinle sınırlı değildir; anlamlı, dengeli, uyumlu, ürpertici, yüce gibi bir dizi başka kavram da değerlendirmeye girer.estetik kuramı, bir yandan güzelin yalnızca öznel olmayan, nesnel bir içerik de taşıyan bir tanımını yapmaya, bir yandan da bu değişik terimler arasındaki bağıntıları belirlemeye çalışır. Temel sorunları ise estetiğin öznesine, estetiğin nesnesine ve estetik yaşantıya ilişkindir.

Estetik alımlayıcı(özne): estetik alımlayıcı sanat yapıtından ya da bir doğa görünümünden haz duyan, estetik tat alan bir varlıktır. Estetik tat almak, sanat yapıtı üretmek ve değerlendirmek, güzel ve çirkin gibi yargılarda bulunmak ancak belirli varlıklara özgü bir yetidir.
Genel kavramları gerçek saymayıp birer addan ibaret bulan öğreti... Nominalizme göre genel kavramlar(tümeller), bir takım seslerden başka bir şey değildirler, bunlar insanların düşünce biçimlerine yakıştırdıkları birer addır ve hiçbir gerçeklikleri yoktur.

XI. yy da Compregne papazı Rascelin tarafından ortaya atılan bu düşünce kiliseyi büyük bir ölçüde etkiledi. Çünkü bütün dinler temel kavramlar üzerine kuruluydu ve bu düşünce böylece dini gerçek saymıyordu. Bu yüzden orta çağ boyunca nominalizmi savunan kişiler ve buna karşın genel kavramlarının gerçek olduğunu savunan "gerçekçiler"arasında kavgalar, tartışmalar olmuştur.

Platoncu ve Aristotelesçi gerçekçiliğin bağnaz dinsel inançlarla bir arada düşünüldüğü orta çağda nominalizm dinsel sapkınlık olarak nitelendirildi. Ama dinsel sonuçlar bir yana, nominalizm, Platoncu gerçekçiliği düşünmenin ve genel terimler kullanarak konuşmanın ön gerçeği olduğu savını reddeder. Öte yandan Aristotelesçi gerçeklik kabul edilmiyor gibi görünse de Thomas Hobbes gibi ılımlı düşünürler tikeller arasında bazı benzerlikler olabileceğini ve bunları tanıtlamak için genel bir sözcüğün kullanılacağını yoksa konuşma ve düşünmenin olanaksız olduğunu ileri sürerler

Adcılık her ne kadar düşünmeyi ve konuşmayı zihinsel imgeler ya da dinsel terimler gibi simgelerle açıklıyorsa da düşüncenin simgelerin doğru kullanımının ötesinde kalan yanı adcılığı bir tür kavramcılığa yöneltir. Bu nedenle kavramcılık arasındaki fark açık seçik belli olmaz.
Fenomen (Fransızca: phénomène kelimesinden, Yunanca: phainomena, İngilizce: phenomenon) veya görüngü, duyularla algılanabilen şey. Fenomen kelimesi, bazılarınca sadece şaşırtıcı şeyler için kullanılsa da, genel kullanımda böyle bir anlamı bulunmamaktadır.

Felsefede somut, algılanabilir ve denenebilir olay ve nesne demektir. Bir nesne, olay ya da sürecin nesnel gerçekliğini vurgulayan bir ifadedir.

Feomenoloji terimi ilk kez 1764'de J.H.Lambert tarafından, Yeni Organon (Neues Organon) adlı eserinin dördüncü bölümü Nesnel Görünüşlerin Teorisi'nde ileri sürdüğü görüşü belirtmek için kullanıldı.

Kant, fenomeni, 1786 yılında Doğa Biliminin Metafizik Başlangıç Temelleri adlı eserinde, duyularla algılanamayan mutlak gerçek anlamında kullandığı numen terimine karşıt olarak, duyularla algılanabilen şeyler için kullanmıştır.

Lalande'ın tarifine göre; fenomenoloji "bir takım fenomenlerin zaman veya mekân içinde tezahür ettikleri şekilde, gerek bunların soyut ve değişmez kanunlarına, gerek belirtisi oldukları deneyüstü gerçeklere, gerek meşrulukları yönünden tâbi tutuldukları normatif eleştirmelere aykırı olarak incelenmesi ve nitelenmesi"dir.

Daha sonraları Alman idealist felsefe kuramcılarından Fichte ve Hegel'de fenomenoloji insan bilincinin onu arzu, bencillik gibi bireysel duygulanım mekanizmalarından alıp saf ve yetkin bir bilgeliğe ulaştıran ilhamın ruhi ve manevi tarihinin bir açıklaması olarak karşımıza çıkar.

Edmund Husserl'e göre ise fenomenolojinin ele aldığı konu, algısal ve deneysel nesneler dünyası değil, nesnelerin özüdür